MAKİNE İHRACATÇILARI BİRLİĞİ (MAİB) TARAFINDAN PAYLAŞILAN MAKİNE İMALAT SANAYİSİ KONSOLİDE VERİLERİNE GÖRE, 2025 YILINDA TÜRKİYE’NİN SERBEST BÖLGELER DÂHİL TOPLAM MAKİNE İHRACATI 28,7 MİLYAR DOLAR OLDU. 2025 YILINDA DÜNYA MAL TİCARETİNDEKİ 1 TRİLYON DOLARLIK ARTIŞIN 250 MİLYAR DOLARININ MAKİNE İHRACATINDAN GELDİĞİNE DİKKAT ÇEKEN MAİB YÖNETİM KURULU BAŞKANI KUTLU KARAVELİOĞLU, “KÜRESEL MAKİNE İHRACATININ YÜZDE 10 KADAR ARTTIĞI ÖNGÖRÜLÜYOR. MAKİNE ÜRETİMİNDEKİ YÜKSELİŞİN DAHA SINIRLI OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜRSE, TÜRK MAKİNELERİ KADAR OLMASA DA FİYAT ARTIŞLARININ TÜM DÜNYADA DEVAM ETTİĞİ ANLAŞILIYOR. ULUSLARARASI KURUM VE KURALLARIN AŞINMASI, ÇİN KAYNAKLI HAKSIZ REKABET VE MÜTEKABİL TARİFELERİN YÜKSELİŞİ GİBİ RİSKLERİN YENİ YILA DA TAŞINDIĞI DÜŞÜNÜLÜRSE, 2026’NIN ÖZELLİKLE İLK YARISININ FİRMALARIMIZ İÇİN KÂRLILIK, NAKİT AKIŞI VE SİPARİŞ SÜREKLİLİĞİ AÇISINDAN ZORLAYICI BİR DÖNEM OLACAĞI AÇIK.” DEDİ.
Makine imalat sanayisi konsolide verilerine göre, 2025 yılında serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,9 artarak 28,7 milyar dolara yükseldi. Tonaj olarak yüzde 6,3’lük düşüş kaydedilen bu dönemde, kilogram başına ortalama ihracat fiyatı 8,1 dolar ile tüm zamanların en yüksek seviyesine geldi. Yıllıklandırılmış makine ithalatının 45,6 milyar dolar olduğu kasım ayı verilerine göre, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 62,6 olarak gerçekleşti. Almanya’ya gerçekleştirilen ihracatın yüzde 6,8 artışla 3,2 milyar dolara yükseldiği bu dönemde yüzde 9 artışın gerçekleştiği ABD’ye yapılan makine ihracatı 2 milyar dolara yaklaştı. Rusya ile ticaretteki kısıtlamaların olumsuz etkisinin 700 milyon doları bulduğu bu dönemde, yüzde • 6 yükseldiği aralık ayında; Türkiye’nin Almanya, ABD ve İtalya gibi gelişmiş pazarlara makine ihracatında aylık bazda yüzde 30’un üstünde artışlar görüldü. 9,8 daralma yaşanan Irak’ta da 70 milyon dolar gelir kaybı gerçekleşti. Makine ihracatının yüzde 189 arttığı Suriye’de ise 130,6 milyon dolara ulaşıldı. Önceki yıla göre ihracatı yüzde 6,6 artış kaydeden içten yanmalı motorlar ve aksamlarının ilk sırada yer aldığı 2025 yılında, ihracatı yüksek dallardan inşaat ve madencilik makinelerinde yüzde 5,7’lik, yıkama ve kurutma makinelerinde ise yüzde 9,7’lik gerileme kaydedildi. Türbin, turbojet ve hidrolik sistemler yüzde 17 ve gıda makineleri yüzde 14 ile oransal olarak en fazla artış gerçekleşen dallar oldu. İhracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14’lük bir sıçrama ile 2,7 milyar dolara
“İTHALATIMIZ UCUZ, İHRACATIMIZ PAHALI MAKİNELERLE ARTIYOR”
İhracatı neredeyse her yıl kendi rekorunu kırar hale gelen makine sanayisinde, belirleyici olanın rakiplerle kıyaslama ve pazar payı olduğunu belirten MAİB Yönetim Kurulu Başkanı Kutlu Karavelioğlu, 2026 yılına ilişkin küresel görünümü şu şekilde yorumladı: “Dünya mal ticaretindeki 1 trilyon dolarlık artışın 250 milyar dolarının makine ihracatından geldiği 2025’te, küresel makine ihracatının yüzde 10 kadar arttığı öngörülüyor. Makine üretimindeki yükselişin daha sınırlı olduğu düşünülürse, Türk makineleri kadar olmasa da fiyat artışlarının tüm dünyada devam ettiği anlaşılıyor. Küresel talepteki dalgalanmalar, jeopolitik riskler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve yurt içinde sıkı para politikası ile maliyet baskılarının aynı anda hissedildiği bir yılı geride bıraktık. Ucuz makinelerin iç pazardaki yıpratıcı rekabetine rağmen, mühendislik bileşeni, katma değeri daha yüksek ve servis ihtiyacı daha düşük ürünlere yoğunlaşarak ihracat gelirlerimizi koruyabildik. Sanayinin büyük bölümünün zorlu dezenflasyon yılını kayıplarla da olsa atlatabilmiş olması sevindirici ancak işletmeler üzerindeki düşük kur, yüksek faiz yükünün hafifleyeceğini söylemek için henüz erken. Geçen yıl küresel piyasalarda belirleyici olan uluslararası kurum ve kuralların aşınması, Çin kaynaklı haksız rekabet ve mütekabil tarifelerin yükselişi gibi risklerin yeni yıla da taşındığı düşünülürse, 2026’nın özellikle ilk yarısının firmalarımız için kârlılık, nakit akışı ve sipariş sürekliliği açısından zorlayıcı bir dönem olacağı açık.”
“AVRUPA KADAR, MÜTTEFİKLERİNE DE ODAKLANMALIYIZ”
Küresel ekonomik faaliyetleri etkileyen bu gelişmelere ek olarak, Euro Bölgesi İmalat PMI verisinin Aralık’ta 48,8’e gerilemesinin, başta makine sektörü olmak üzere AB sanayisinin Serbest Ticaret Anlaşmalarının (STA) çoğaltılmasına dair ısrarını haklı çıkardığına dikkat çeken Karavelioğlu şunları söyledi: “Sabit sermaye oluşumu hız kesen, genel imalat sanayisi üç yıldır daralan Almanya’da başta makine imalatı olmak üzere büyük sektörlerin zararı artarken Alman Makine Mühendisliği Birliği’nin (VDMA) verileri yeni siparişler tarafında önemli bir ayrışmaya işaret ediyor. Savunma, altyapı, enerji ve büyük işletme yatırımlarına yönelik siparişlerin hemen tamamı Euro Bölgesi dışından gelirken, yurt içi yatırım iştahı zayıf kalmayı sürdürüyor. Makinelerimizin yarıdan fazlasını ihraç ettiğimiz Avrupa’da büyüme refleksinin yeni ticari ittifaklar ve jeopolitik önceliklerle şekilleneceğini gösteren bu tablo; genel yatırım iştahı zayıf olsa da stratejik kabul edilen alanlarda makine ve tesis talebinin canlanacağı bir konjonktüre işaret ediyor. Bu çıkarım, ana pazarımız Avrupa kadar hızla çoğalan STA’larına, yani tarife savaşlarında safına çektiği yeni müttefiklerine odaklanmamızı zaruri kılıyor. AB küresel mal ve hizmet ticaretini özgürleştirecek cepheyi genişletirken; makine ihracatında önemli gelişmelerin yolunu da açmış oluyor. 25 yıllık müzakere sürecinin ardından imza aşamasına gelinen MERCOSUR anlaşmasında baş rol makinelerin. Avrupalı ihracatçılara büyük avantaj sağlayacak bu anlaşmanın, makine sektöründe yıllık ortalama 100 milyon dolar fazla verdiğimiz MERCOSUR bölgesi ticaretinde imalatçılarımıza yeni fırsatlar getireceği tabiidir. Netice itibarıyla Türkiye’nin AB ile mevcut entegrasyonunu pazar erişimi, menşe kuralları ve eşit rekabet koşulları temelinde yeniden ele alması ve sanayisini yeni serbest ticaret mimarisinin dışında bırakmayacak bir konumlandırma yapması gerekir.”
“MAKİNEDE HİZMETİN KALİTESİ FİYATTAN DAHA BELİRLEYİCİ”
Dünya genelinde sanayi yatırımlarının yönünün, yeni kapasite kurmaktan ziyade mevcut makinelerin daha akıllı, verimli ve esnek hale getirilmesine doğru kayarken, savunma harcamalarının yeni siparişleri sürüklediğine dikkat çeken Karavelioğlu şunları belirtti: “Belirsizliğin arttığı, yatırımların yavaşlatıldığı dönemlerin genel özelliği olarak, müşterilerimizin yeni makine alımlarını ertelediğini; mevcut makine ve tesislerin teknolojik ömürlerini servis hizmetleriyle uzatmaya odaklandığını görüyoruz. Daha düşük bütçe ile daha hızlı geri dönüşler vaat eden bu kademeli iyileştirme çözümlerine talep arttıkça, satış sonrası hizmetlerdeki başarı da rekabetin önemli bir unsuru haline geliyor. Bir diğer önemli eğilim ise makine sanayisinin savunma ve tarım gibi milli stratejiler gözetilen stratejik sektörlerle etkileşiminin artırılması. Küresel konjonktürle görülmemiş biçimde hız kazanan savunma sanayisi yatırımları bir yandan ileri mühendislik kapasitesini yükseltirken, bir yandan da genel imalat sanayisinin makine siparişlerindeki gerilemeyi telafi ediyor. Türkiye açısından bu tablo, işleme, döküm ve ısıl işlem, kaplama, otomasyon ve test sistemleri gibi savunma-sanayi ihtiyacı yüksek alt sektörlerde rekabet avantajı yaratma potansiyelini güçlendiriyor. Fiyat ve ürün performansından çok, üreticisinin güvenilirliği ve kurumsal kapasitesi ile rekabetin esas olduğu makine sektöründe mühendislik ve proses bilgisi satın alma kararlarını belirleyici bir hal alıyor. Bir başka ifadeyle makine ve tesislerin kurulum, entegrasyon, kiralama, servis ve bakım hizmetlerinin sektörel istihdam ve ciro içinde aldığı paylar hızla artıyor, sektör önemli bir hizmet ihracatçısı haline geliyor.”
“İTHALATIN SEYRİ TEKNOLOJİK BAĞIMLILIĞI DERİNLEŞTİRİYOR”
Türkiye makine sanayisine ilişkin son verilerin, küresel eğilimlerle uyumlu fakat daha kırılgan bir tabloya işaret ettiğine de değinen Karavelioğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Kasım ayı sonunda makine ithalatının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,7 artması ve son 12 aylık verilere göre toplam makine ithalatının yüzde 4 yükselerek 45 milyar dolar eşiğini aşması, iç pazarda koruyucu tedbirlerin yetersiz kaldığının bir ifadesi. Özellikle Çin’den yapılan makine ithalatının 11 aylık dönemde yüzde 13,9 artarak toplam ithalat içindeki payını yüzde 27,8 gibi stratejik açıdan riskli bir seviyeye taşıması, genel imalat sanayimizin rekabetçi kapasite sorununu verimlilik, sürdürülebilirlik ve bağımlılık boyutlarıyla da derinleştiriyor. İlk üç çeyrekte makine teçhizat yatırımları yüzde 6,2 artarken, kapasite kullanım oranlarımızın 10 puana yakın daralması da ithalat baskısının açık bir ifadesi. Avronun dolar karşısında değerlenmesi ve teknolojik kompozisyondaki iyileşme Türkiye’nin toplam ihracatına katkı sağlasa da makine sanayisinin geneli itibarıyla üretimi artırarak dezenflasyon sürecini destekleyen değil, kırılganlıkları büyüten bir dengeye işaret ediyor. Yerli üretimi, yatırımı ve teknolojik yetkinliği korumaya yönelik mevcut tedbirlerin dozunu, AB’deki İthalat Gözetim Çalışma Grubu gibi çok hızlı ayarlayabilecek mekanizmaları hayata geçirmekte yarar görüyoruz. Rekabetçilik ekseninde ele alınacak bütüncül bir sanayi ve finansman yaklaşımı, makine sektörünün hem üretim gücünü hem de ihracattaki stratejik konumunu yeniden tahkim etmenin en kritik aracı olarak öne çıkıyor.”
