MAİB YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEVDA KAYHAN YILMAZ 11 MAYIS'TA ALMANYA'NIN SAYGIN SEKTÖR DERGİLERİNDEN PRODUKTION İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ÖZEL RÖPORTAJDA, İHRACAT FIRSATLARI, DİJİTALLEŞME, ALMANYA İLE İLİŞKİLER VE TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNDE KADINLARIN ROLÜ HAKKINDA BİLGİLER PAYLAŞTI.

RÖPORTAJ: ANJA RINGEL, PRODUKTION DERGİSİ
Sayın Yılmaz, bu sektörde yolculuğunuz nasıl başladı?
Babamın kendi şirketi vardı ve mühendis olmamı istiyordu. Ben ise beyni bir mucize olarak gördüğüm için nörolog ya da beyin cerrahı olmak istiyordum. Ancak babam iş insanıydı ve gerekli görmediği bir alana yatırım yapmak istemedi. Bu yüzden beni mühendisliğe yönlendirdi. Karar aşamasına kısa süre kala bir arkadaşı babama "Mühendislik kadınlar için çok zor, lütfen bir kez daha düşün." dedi. Babam ise "Tamam, işletme olabilir ama elbette mühendislik daha iyi." diye cevap verdi. Ben de babamın istemeyeceği bir şey bulabileceğimi fark ettim. Üniversite sınavında matematik ve Türkçe ile işletme bölümüne girilebiliyordu. Fizik, kimya ve matematik ağırlıklı çözülürse mühendislik alanına gidiliyordu. Fizikte çok iyiydim, hep yüksek not alıyordum. Matematiğim de iyiydi ama fizik sorularını özellikle çözmedim. Matematik ve Türkçeyi seçtim. Böylece sırf babamın istediğinin tersini yapmak için işletme okuyacağımı biliyordum.
"ÜRETİMİN İÇİNDE OLMAKTAN MUTLUYUM ÇÜNKÜ BİR ŞEYLER ÜRETMEK KADININ DOĞASINDA VAR."
SEVDA KAYHAN YILMAZ
MAİB Yönetim Kurulu Başkanı
Bugün bundan pişman mısınız?
Bugün düşünüyorum da aslında haklıymış. Makine mühendisliği okuyup ardından MBA yapmalıydım. Ama teknik konuları her zaman kendi kendime öğrenmeye çalıştım. Teknik çizim ve malzeme bilgisi üzerine özel kurslar aldım. Şirketin yönetimini devralmam ise kader oldu. Bizim şirketimiz kadınlar tarafından yönetiliyor. Ben ikinci kuşağım, üçüncü kuşakta ise üç kadın var. Yönetim kurulumuz yedi kadından oluşuyor. Erkek kardeşlerim bu işi istemeyince son kalan ben oldum. Ama üretimin içinde olmaktan mutluyum çünkü bir şeyler üretmek kadının doğasında var.
Turkish Machinery Başkanlığına seçilmek sizin için ne ifade ediyor? Hedefleriniz neler?
Makine sektörü Türkiye'de köklü bir kurumsal ve kültürel geçmişe sahip. Önceki başkanlarımızın vizyonu sayesinde bu miras süreklilik kazanmış ve kendine özgü bir okul oluşturmuştur. Sektörün ortak aklı, üretim disiplini ve uluslararası tecrübesi göreve başlarken bana güçlü bir zemin sunuyor. Aynı zamanda ülkenin üretim kapasitesini şekillendiren ve neredeyse tüm sanayi kollarını destekleyen bu büyüklükteki bir sektörü temsil etmek büyük bir sorumluluk. Bu sorumluluğu mevcut bilgi birikimini geliştirmek ve sektörümüzün değişen küresel üretim yapıları içindeki konumunu güçlendirmek olarak görüyorum. Bu kapsamda Turkish Machinery olarak uluslararası iş birliklerini derinleştirmeye ve sektörümüzün dünya pazarlarına entegrasyonunda referans noktası olmaya devam edeceğiz. Amacımız şirketlerimizin uluslararası pazarlarda daha güçlü, görünür ve sürdürülebilir şekilde yer almasını sağlamak.
Türk makine sektörünün en büyük zorlukları nelerdir?
Küresel ticaret savaşları, yüksek gümrük vergileri, artan enerji maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve jeopolitik belirsizlikler yatırım kararlarını daha temkinli hale getiriyor. Rekabet artık yalnızca fiyat üzerinden değil; enerji verimliliği, karbon ayak izi, dijital entegrasyon ve tedarik güvenliği gibi unsurlar üzerinden şekilleniyor. Buna rağmen Türk makine sektörü dönüşüme uyum sağlama kapasitesini kanıtladı. Son 20 yılda Türkiye, dünya makine ihracatındaki payını oransal olarak en fazla artıran iki ülkeden biri oldu. Şimdi önemli olan bu başarıyı yeni teknolojik eşiklerle kalıcı hale getirmek. Bunun için şirketlerimizin ölçek büyütmesi, teknoloji yatırımlarını hızlandırması ve uluslararası standartlarla uyumunu artırması gerekiyor.
Türkiye-Almanya iş birliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler artık klasik bir ticaret ilişkisinin ötesine geçti; giderek derinleşen bir üretim entegrasyonuna dönüştü. İki ülkenin üretim yapıları birçok sektörde birbirini tamamlıyor ve aynı değer zincirinin farklı ama bağlantılı halkalarını oluşturuyor. Bu entegrasyonun en önemli göstergelerinden biri üretim kalitesi. OECD verilerine göre Türkiye'nin makine ihracatındaki yerli katma değer oranı yüzde 76 ila yüzde 77 seviyesinde ve bu oran Almanya'ya oldukça yakın. Bu durum ilişkilerin maliyet odaklı bir tedarik yapısından değil, benzer üretim derinliğine sahip sanayiler arasındaki iş birliğinden kaynaklandığını gösteriyor. Avrupa sanayisinin yaşadığı maliyet baskısı ve tedarik zinciri riskleri de Türkiye'nin önemini artırıyor. Türkiye'nin coğrafi yakınlığı, esnek üretim kapasitesi ve güçlü mühendislik altyapısı ile Alman şirketlerine üretim sürekliliği açısından önemli avantaj sağlıyor. Bu nedenle iş birliği sadece ticaret hacmiyle değil; ortak üretim kapasitesi, teknik uyumluluk ve birlikte değer üretme potansiyeliyle değerlendirilmeli.
Türk tedarikçilerin Alman makine üreticilerinin tedarik zincirindeki rolü nedir?
Almanya uzun yıllardır Türk makine sektörünün en büyük ihracat pazarı konumunda. Bu süreklilik, ilişkilerin yalnızca ticarete değil kalite ve üretim odaklı iş birliğine dayandığını gösteriyor. Alman sanayisinin yüksek teknik standartları ve kalite beklentileri, Türkiye'deki üreticilerin sertifikasyon altyapısını ve mühendislik yetkinliklerini geliştirdi. Bugün birçok Türk şirketi artık yalnızca parça üretmiyor; sistem geliştiriyor ve kapsamlı çözümler sunuyor. Alman üreticiler açısından Türkiye; yüksek kalite standartlarını karşılayan, esnek üretim yapısına sahip ve hızlı teslimat yapabilen güvenilir bir tedarik ortağı olarak konumlanıyor.
Hangi sektörler büyüme potansiyeli taşıyor?
Bugün büyüme potansiyelini teknoloji ve dönüşüm alanları belirliyor. Özellikle elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri, enerji sistemleri, savunma sanayisi ve kimya sektörü en yüksek yatırım dinamiğine sahip alanlar arasında. Bu sektörlerin ortak noktası yüksek teknoloji ve otomasyon ihtiyacını artırmaları. Bu alanlardaki her yatırım makine sektöründe yeni talep yaratıyor. Ayrıca Avrupa'nın yeşil dönüşüm gündemiyle uyumlu üretim teknolojilerine yönelik talep de önemli bir büyüme alanı oluşturuyor. Enerji verimli makineler, düşük karbonlu üretim çözümleri, dijital izlenebilirlik altyapıları ve döngüsel üretim sistemleri önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacak.
Türk makine sektörü dijital dönüşümde hangi noktada?
Hannover Messe'de Endüstri 4.0 tartışmalarının başladığı ilk yıllardan itibaren Türk makine sektörü teknolojik gelişmeleri yakından takip eden aktörlerden biri oldu. Özellikle ihracat odaklı şirketlerde dijital dönüşüm konusunda ciddi ilerleme kaydedildi. Şirketlerimiz otomasyon, veri analizi ve üretim süreçlerinin dijital entegrasyonu alanlarında önemli yatırımlar yaptı. Bugün dijitalleşme bizim için yalnızca verimlilik değil; izlenebilirlik, kalite güvencesi ve sürdürülebilirlik açısından da kritik bir unsur haline geldi. Önümüzdeki dönemde bu dönüşümü daha geniş üretici kitlesine yaymak rekabet gücümüz açısından belirleyici olacak.
Kadınların sektörde daha fazla liderlik üstlenmesi için ne gerekli?
Makine sektörü tarihsel olarak erkek egemen bir alan olsa da bu yapı değişiyor. Bugün toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların iş hayatına katılımı sadece temsil meselesi değil; sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Türkiye bu alanda dikkat çekici bir konumda. Bilim ve teknolojide çalışan kadın oranı yüzde 44 ile AB ortalaması olan yüzde 41'in üzerinde. Mühendislik fakültelerindeki kadın mezun oranı da oldukça yüksek. Bugün Turkish Machinery'nin başında bir kadının bulunması yalnızca bireysel bir gelişme değil; sektörün bu dönüşüme verdiği önemin de göstergesi. Önümüzdeki yıllarda makine sektöründe daha fazla kadının liderlik pozisyonlarında yer alacağına inanıyorum.
Türk-Alman iş birliğinin güçlenmesi için beklentileriniz neler?
Türk-Alman makine sektörü iş birliğinin güçlenmesi için en önemli unsur, ortak üretim perspektifinin korunması ve derinleştirilmesi. Avrupa sanayisi bugün güvenilir, coğrafi olarak yakın ve yüksek standartlara sahip ortaklar arıyor. Türkiye ise Gümrük Birliği ile şekillenen entegrasyonu, teknik uyumu ve üretim disipliniyle bu ihtiyaca güçlü bir cevap veriyor. Ortak Ar-Ge projeleri, teknoloji transferi ve karşılıklı yatırımlar sayesinde bu ilişkinin daha üst seviyeye taşınabileceğine inanıyoruz. Özellikle yeni üretim teknolojileri ve sürdürülebilirlik alanındaki iş birlikleri her iki ülke sanayisine uzun vadeli değer katacaktır. Türkiye olarak hedefimiz yalnızca bu sürecin parçası olmak değil; Avrupa sanayisinin geleceğini birlikte şekillendiren kalıcı bir ortak olmaktır.
Röportajın tamamı, Produktion dergisinin internet sitesinden ve derginin Haziran 2026 sayısından okunabilir.
